16 Ekim 2026, Cuma · Eskişehir · MGM
← Ana Sayfa

Siyaset

YENİ Parti Lideri Özgür Özel: “Ben Savaşta, Büyük Bir Mücadeledeyim, Her Şeyi Göze Aldık; Ya Memleketi Kurtaracağız Ya Da Hep Birlikte Kaybedeceğiz”

admin · 16 Ekim 2026 14:24

YENİ Parti Lideri Özgür Özel: “Ben Savaşta, Büyük Bir Mücadeledeyim, Her Şeyi Göze Aldık; Ya Memleketi Kurtaracağız Ya Da Hep Birlikte Kaybedeceğiz”

YENİ Parti Lideri Özgür Özel: “Türkiye’nin İradesi Zapt Edilemez, O İrade Seni de Önüne Katıp Denize Döker, Sular Durulduğunda Bir Bakmışsın Yeniden Demokrasi Kurulmuş”15/10/2026YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel: “Topyekün İddia Makamı Çökmüştür, Ekrem İmamoğlu’nun Savunması Tarihe Geçecektir” 16/10/2026

Show all

Categories

Manset
TV Programları

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, NOW TV canlı yayınına katılarak gündeme ilişkin soruları yanıtladı. YENİ Parti lideri Özel, “Nasılsınız?” sorusu üzerine, “‘İyi’ demek zor. ‘İyi’ demek zor ama ‘kötü’ demeye de hakkımız yok. Onun için ayaktayız, mücadele ediyoruz, katlanmaya çalışıyoruz. Bizim kötü olmaya hakkımız yok. Çok kişinin gözü hepsinin üzerimizde. O yüzden ‘kötüyüz’ diyemiyoruz ama bir yandan da işte bu sel felaketi, hayatını kaybedenler, kayıp olanlar var. Başsağlığı diliyoruz hayatını kaybedenler için. Bir yandan siyasetin koşturması, rekabeti içinde dün bir trafik kazasında Üsküdar Belediye Başkanvekili Dündar Bey benim de meslektaşım, eczacı, hayatını kaybetti. Ne yaparken? İşte Türkiye Belediyeler Birliği seçimine yetişmeye çalışırken. Orada bir ailenin yüreğine ateş düştü. Sıkıntılı bir durum. Bir yandan Silivri’deyiz üç gündür, Ekrem Başkan’ın duruşmasındayız. Neler yaşanıyor, neler. İnanılmaz bir şey. 1,5 yıldır kendisine yöneltilen bütün iftiralar, bütün haysiyet cellatlıkları ile yüzleşiyor tek başına. Onu izliyoruz, ibretlik. Tarihe tanıklık ediyoruz. O yüzden dimdik ayaktayız. Moralimiz düşük değil, teslim olmuyoruz. Ama tarihin en karanlık dönemlerinden geçiyoruz. Her yönüyle büyük sıkıntı” dedi. Özel, şunları söyledi:

“ERDOĞAN O GÜNDEN BERİ MEŞRU OLMAYAN BİR MÜCADELE VERİYOR”

(Üçüncü gündür İstanbul’dasınız. Silivri’de İmamoğlu’nun savunmasını dikkatle takip ediyorsunuz. İmamoğlu ‘Hedef bu ülkede iktidarın sandıkla değiştirebileceği fikridir’ dedi. Butlan kararıyla CHP Başkanlığına gelen Kılıçdaroğlu’ndan ‘Bu siyasi dava değildir’ gibi bir ifade de duymuştuk.) “Ben ‘Ekrem Başkan’ın sesini Türkiye’ye duyuracağım’ derken bir arkadaşımın, bir yol arkadaşımın ya da işte partinin bir belediye başkanının sesini duyurmanın dışında, bunun ötesinde bir şeyden bahsediyorum. Tam da temas ettiğiniz yerden bahsediyorum. Ekrem Başkan, herhangi biri değil. 25 yıldır ülkeyi bir iktidar yönetiyor. Bu iktidara itirazlar çok. Yani enflasyon, hayat pahalılığı, işsizlik, umutsuzluk, her şey… Yoksulluktan dolayı insanların evlenememesi, çocuk sahibi olmaya korkması, doğum hızının 1,40’lara kadar düşmesi falan. Her şey, her şey. Ama sonuçta rahatsız olan insanlar iktidarı değiştirmek istiyorlar. Bununla ilgili de zaten iki kere sesini duyurabiliyor insanlar. Bunun bir tanesi genel seçim, bir tanesi yerel seçim. Genel seçimde ilk turda Erdoğan’ı seçmemişler ama ikinci turda Erdoğan bir şekilde seçilmiş, devam ediyor ve bu toplumun çok önemli bir kısmında büyük bir hayal kırıklığı, umutsuzluk yaratmışken Cumhuriyet Halk Partisi o dönem ‘Özeleştiri yapalım’ demişiz, ‘Partimiz değişirse Türkiye değişir’ demişiz. Partide seçimle gelmişiz, yönetimi değiştirmişiz ve millet bunu bir özeleştiriye saymış. Demiş ki ‘CHP’de bir değişiklik oluyor, bir şans verelim.’ Göreve geldikten dört ay sonra sandığa gitmişiz. Bir yıl önce beş parti yüzde 25 almışken yüzde 38 almışız. Millet demiş ki bu genç ekip, ‘Haydi bakalım bir de sizi görelim’ demiş. 47 yıl sonra bizi birinci parti yapmış, AK Parti’yi de ilk kez ikinci yapmış, ilk kez seçim kaybettirmiş AK Parti‘ye. Bu işleri ‘Bu başarı benim, bizim’ falan değil. Burada milletin sesini duymak lazım. Önemli olan bu. ‘Ben değiştireceğim’ demiş ve iradesini söylemiş. O gün Erdoğan çıtayı bir yere koydu. Dedi ki seçimden önce ‘İstanbul’u kaybeden Türkiye’yi kaybeder. İstanbul’u kazanan da Türkiye’yi kazanır.’ Bu ne demek? Ekrem İmamoğlu’nu Türkiye’yi kazanacak rakip olarak konumlandırdı kafasında. İstanbul’u kaybettiği için de Türkiye’yi kaybetme riskini koydu önüne. O günden itibaren milletin bu değişim arzusuna karşı direniyor ve alışılmadık, makul olmayan, meşru olmayan bir mücadele veriyor. Ne yapıyor? Yargı eliyle siyaseti dizayn etmeye çalışıyor. Buna Esenyurt’tan, Türkiye’nin en büyük ilçesinde pilot uygulayarak, Ahmet Özer’i alıp yerine kayyım atayarak başladı. Beşiktaş, ardından İstanbul Büyükşehir ve şimdi o duruşma sürüyor.” 

“EKREM BEY HER ŞEYİ ORTAYA KOYUYOR”

“Bugün duyurmaya çalıştığımız ses, bir arkadaşımızın sesi değil. Milletin ‘Bir sonraki Cumhurbaşkanı’ diye işaret ettiği kişinin sesi. Bugün kısılan ses, uğranan haksızlık ‘Sen mi benim karşıma çıktın? Sen mi İstanbul’u benim elimden aldın? Sen mi mazbatanı iptal etmeme rağmen daha büyük farkla kazandın? Beş yıl sonunda bir daha kazandın? Demek ki sen Türkiye’de iktidara yürüyorsun, ben buna izin vermem’ diyor. Bu mesele aslında görünüşte Ekrem İmamoğlu ile Erdoğan arasında. Dün CHP ile onun arasındaydı. CHP’yi elimizden aldı. Şimdi ana muhalefet partisi olan YENİ Parti ile Erdoğan arasında gibi görünse de esas mesele milletle Erdoğan arasında. Millet ‘Patron benim’ diyor, ‘İstediğimi getiririm, seni getirdiğim gibi’ diyor. ‘İstediğimi götürürüm’ diyor, o noktada diyor ki ‘Getirmeye getirdin ama beni götüremezsin. Yerime kimseyi getiremezsin. Ben burada kalacağım, yerime kimi koyuyorsan da onun canına okuyacağım.’ Bizim duyurmaya çalıştığımız ses milletin sandıkta iktidarı değiştirme kararına direnen ve ‘Değiştiremezsin’ diyen Erdoğan’ın yaklaşımı ve onun hedefe koyduğu İstanbul Büyükşehir Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nun Silivri’den üç gündür yükselen feryadıdır. Biraz önce Öznur Hanım o kadar güzel özetledi ki. Herhalde 147 iddia var Ekrem İmamoğlu hakkında. Bir tanesini, en çarpıcı olanlardan bir tanesini ki birçoğunu yapıyor. Dün birazcık etraflıca anlattı ve benim niyetim aslında bugün onu birazcık açmaktı ama haberde Öznur Hanım öyle güzel anlattı ki. Diyor ki ‘Cebeci‘de molozların döküldüğü işte bir döküm yeri var. Burayla ilgili bizi suçluyorsunuz. Yolsuzluk diye hesaplar yapılırken en büyük söylediğiniz rakamlardan bir tanesi bu’ ve bütün kanıtlarıyla ortaya koydu, tık tık tık. Bu iş bizden önce başlamış, İBB’nin hiçbir yetkisi yok. Kantardaki kişinin ifadesinden tutarak diyor ki ‘Buraya AK Partili belediye gelir, bakanlık gelir, öbür bakanlık gelir…’ İBB’nin burada kantardaki memurdan başlayarak bütün kanıtlarıyla ortaya koydu ki ‘Oranın bizimle ilgisi yok ve hatta orada her dökümden yüzde 10 Valilik para alıyor.’ Bu da o anılan iş adamıyla valilik arasındaki bir protokole de bağlanmış. Net koydu ortaya. Şimdi savcılık makamı var orada. 1,5 yıldır ‘Cebeci döküm merkezi. Yolsuzluk, yolsuzluk, yolsuzluk…’ Böyle duruyor. Ekrem Bey tık, tık, tık her şeyi ortaya koyuyor. Hakime diyor ki ‘Benimle bunun ne alakası var?’ Bütün salon ‘Hakikaten ya’ diyor. Her şey tamam. Savcılık makamı put olmuş duruyor karşıda, böyle bakıyor. Bir kelime de sen söyle. Yeni bir ispat koy. Ya da de ki ‘Biz bunu böyle bilmiyorduk.’ Tamamının iftira olduğu ortaya çıkıyor. Bu sadece bir olay.”

“İSTANBUL HALKINDAN JÜRİ KURULSUN”

“Şimdi dün orada yaşananlar, iki gündür yaşanan, bugün yaşanacak ve belki yarın da devam edecek olan mevzu şu. 1,5 yıldır Ekrem İmamoğlu’na söylenen, iddia edilen şeylerin orasından burasından çekerek, yanıltarak ya da birilerine zorla iftira attırarak ama hiçbir somut delile… Bakın tek başınasınız, karşınızda hakim, koca savcı, koca koca ekranlar. Ekrem İmamoğlu kendi haklılığını ekranlara yansıtıyor. Bugüne kadar bir tek kanıt o ekranlara yansıtılmış değil. Meselenin kendisi şöyle apaçık ortada. ‘Sen misin benim yerime Cumhurbaşkanlığı’na niyetlenen? Siz misiniz bu ülkede iktidarı değiştirmeye niyetlenen?’ veya sen misin ‘Sandıkta sözü ben söylerim, diyen millet?’ Beni kimse götüremez, benim rakibim kim olursa ona her iftirayı atarım, onu hapse atarım ama benim karşıma çıkmasına izin vermem. Bu meseleyi millet gelse yani bütün arzum şu. Mesele olacak bir şey değil ama hukuk sistemimiz öyle değil. Keşke orada kararı verecek olan AK Parti’nin güdümündeki bir yargı mensubu ve mensupları olmak yerine kura çeksek. İstanbul’dan 18 yaşından büyük 100 kişi. Yani oy verme yetkisi olan, oyu da verebilecek 100 kişiyi kurada çeksek ve oraya jüri diye oturtsak. Bütün iddianameyi savcı anlatsa ve Ekrem Başkan bu iddianameye karşı savunmasını yapsa, rastgele belirlenmiş üç kişiden bir kişi ‘Hapis yatsın’ derse ben razıyım. Ben razıyım. Dün benim duyduklarımı, gördüklerimi ki ben çok uzun süredir nasıl bir kumpas olduğunu… (Zaten ‘Bu iddiaları yanıtlayabilsin ve Türkiye de bunu öğrenebilsin diye canlı yayınlansın’ dediniz.) Tam onu söyleyecektim. Bizim ilk günden beri özgüvenimiz şuradan kaynaklanıyor. Düşünün bir korkumuz olsa, bir endişemiz olsa, Ekrem Başkan’ın veremeyeceği hesap, oradaki arkadaşlarımızın veremeyeceği hesap olsa, partimizin veremeyeceği bir hesap olsa biz canlı yayın talep eder miyiz? Ya da ben ‘İstanbul halkından bir jüri kurulsun, bir kişi bile suçludur derse hapis yatalım’ der miyim? Ama gerçekten karşı karşıya olduğumuz durum şu. 100 yılın iftirası ile karşı karşıyayız ve bu mesele duyulmasın diye… Ben tam savunmanın başlayacağı sabah Halk TV’ye kayyım atanmasını da buraya bağlıyorum. Yani zaten kaç tane kanaldan Ekrem Başkan’ın yaptığı savunma duyurulabiliyor? Yani işte sizin ekranlarınız savunmaya açık, Sözcü TV, yeni kurulan Koza TV, bir de Halk TV vardı. Halk TV’yi, o haber kanalları içinde en çok izlenen kanalı bir kenara ayırdılar. Haber kanalı olarak Sözcü ile Koza TV kaldı. Bir de sizin gibi işte sabah – akşam bültenlerinde hakikaten yer ayıran bir televizyon var. Öyle olunca milletin gerçekleri duymasına da engel oluyorlar. Yani hem kötülük yapıyorlar, iftira ediyorlar; hem de kendini savunacaksın, savunman duyulmasın diye her şeyi yapıyorlar.” 

“SAVUNMAYA DÜN 1 DAKİKA YER VERMEDİLER”

“Ben dün baktım. Yüzde 90’ı muhalefetin sesine yer veren kanallar ya da gazeteciler olmak üzere tek tük diğer gazetelerden, televizyonlardan muhabir arkadaşlar var. Dünkü savunma gerçekten gerçekleri ortaya koyan bir savunmaydı. Akşamleyin bir baktım, ‘Acaba bu televizyonlar bu arkadaşların ki muhabir yollamışlar oraya. Bu savunmaya yer verdiler mi?’ Kötü bir şey olsa yani birisi, bir iftiracı bir şey dese ortalığı ayağa kaldıracak olanlar, dünkü o somut ve kimsenin gık diyemediği, savcının kafasını kaldırıp Ekrem Başkan’ın gözünün içine bakamadığı savunmaya 1 dakika yer vermemişler, 1 dakika. Böyle bir şey var. O yüzden milletimiz bilsin ki orada aslında zulüm gören, susturulan ya da sesi duyurulmayan kişi halkın ‘Bundan sonra beni yönetsin’ diye tercih edebileceği kişi olduğu için hedefte olan özgürce seçme hakkı. ‘Belki bir sandık gelecek’ diyor, ‘Ama karşıma çıkacak rakibe ben izin verirsem çıkabilecek. Benim istemediğim bir rakiple ben bu sandıkta yarışmayacağım’ diyor. Biz de ‘Hayır bunu sana yaptırmayacağız, senin karşına milletin özgürce oy verebileceği bir aday çıkaracağız’ diyoruz. Kavga bunun kavgası. Kavga Erdoğan’la millet arasında. Kavga demokratlarla otokratlar arasında. Tercih; demokrasi ile mi gideceğiz? Yani kimin yöneteceğine halk mı karar verecek yoksa bir şekilde iktidara gelmiş birisi istediği müddetçe iktidarda kalacak ve kimse onu değiştiremeyecek mi? Demokrasi mi, otokrasi mi? Bunun kavgası veriliyor şu anda Silivri’de.” 

“BİZDE SİLİVRİ’DEN KORKACAK BİRİNİN ADAY OLMASI MÜMKÜN DEĞİL”

(Bir taraftan da bir aday çıkartacaksınız ve ortaya çıkacak olan adayı da endişelendiren bir cümle midir bu? Ya da ona göre bir aday mı çıkacak? Saadet Partisi lideri Sayın Mahmut Arıkan’a sorduğumda ‘Bizim bir adayımız var ama açıklayamıyoruz’ dedi. Sizin de burada altını çizdiğiniz konu, ‘Nasıl bir seçime gidiyoruz?’ dedirtiyor.) “Şimdi açıkça böyle bir siyasi partinin lideri ’Adayım var, gizli tutuyorum yoksa Silivri’ye koyarlar onu’ diyorsa aslında toplayalım tası tarağı gidelim buradan. Bu ülkede demokrasi mi var? Mahmut Bey fevkalade önemli bir siyasi hareketin lideri ve o size ‘Söylersem Silivri’ye koyarlar adayımı’ diyor. Bizim durum biraz daha farklı. Bizde Silivri’de korkacak birinin zaten aday olması söz konusu değil. Çünkü o korkuyla hareket eden ve o kaygıyla hareket eden birisinin bu yükü taşıması mümkün değil. O yüzden biz her şeyi göze almışız. Her şeyi göze alanlarla yola çıkmışız. Her şeyi göze alanların desteğiyle de bu iktidarı değiştireceğiz diye düşünüyoruz. Onun dışında bir başka seçenek yok. Ben sürekli şunu söylemeye çalışıyorum, ifade etmeye çalışıyorum. Her ne kadar ellerinde yargı gücü de olsa, her ne kadar bütün valileri, kaymakamları onlar da atasa, her ne kadar olmaması gerekirken polisi kendinin polisi, orduyu kendinin ordusu gibi gören bir parti devleti ya da devletin partisi iç içe geçmişliği de olsa, bu kadar asimetrik bir güçle karşımızda olsa da en büyük silah milleti umutsuzluğa sevk etmek. Ona uğraşıyorlar. Ona teslim olmadıktan sonra gerisiyle baş edilir. O yüzden bu insanların umudunu kırmamak, kırdırmamak, bu ülkede öyle veya böyle ‘O sandığa varacağız, o seçime alacağız’ diyoruz. Ha şunu da söyleyeyim. ‘Ya sandığı kaçırırlarsa’ diyor bazen vatandaşlar. Ben de diyorum ki ‘Bu ülkede Cumhuriyet nasıl kuruldu, nasıl kazanıldı ortada. Atatürk sevgisi bu ülkede, bu topraklarda yaşayan insanlarda tartışmadan ayrı bir mevzu. Vatan sevgisi tartışmadan ayrı bir mevzu. Bu ülkede insanlar Atatürk’ü seviyorlar, Cumhuriyet’i seviyorlar. Cumhuriyet’in en önemli kazanımı olan sandığı, seçme seçilme hakkını seviyorlar. Bu insanlardan bazen parasını işte bu fon vurgunları falan. Parasını alırsın sesini çıkarmaz. Canını alırsın, evladı askerde şehit olur ‘Vatan sağ olsun’ der. Sandığı almaya kalktığında o eli kırar bu millet. O yüzden kimse sandığa el uzatmaya kalkmasın. Bu millet o eli kırar.’ Buradan açıkça söylüyor. Sandığa elini uzatıp kaçırmaya çalışanın elini bu milletle birlikte biz kıracağız. Bu kadar net söylüyoruz. Hiç kimsenin şu endişesi olmasın yani. ‘Efendim seçimler olmaz mı?’ Olacak kardeşim. ‘Ya yaptırmazlarsa?’ Yapılacak kardeşim. ‘Ya biri yaptırmamaya kalkarsa?’ Millet sel olur onu önüne katar, denize döker kardeşim. Bu kadar net.”

“UÇUM’UN AÇIKLAMASI SİYASETE YAPILMIŞ BİR HAKARET, HEPİMİZE ATILMIŞ BİR İFTİRADIR”

(Cumhurbaşkanı Başdanışmanı Mehmet Uçum, ‘2028 Mart’ta ya da Nisan’da olacak seçim’ diyor. Bir de Devlet Bahçeli’nin ‘Yürütmede Erdoğan, yasamada MHP’ sözlerinin nasıl değerlendiriyorsunuz?) “Şimdi İlker Bey hani önümüzdeyse siz okuyun, ben hatırladığımı söyleyeyim. Mesela Mehmet Uçum, ‘Seçim olabilir’ diyebilir, ‘Öneriyoruz’ diyebilir, ‘Bekliyorum’ diyebilir. Bunlar demokrasi içinde var. Konuşacak, Konuşabilir. Cumhurbaşkanı Danışmanı. Ama dünkü cümle olmaz. Bu bir saçmalık, bu bir hadsizlik. Ne demek ‘Netleşmiş durumda.’ Bir tarih var. O tarihe karar vermişler. ‘Netleşti o tarih’ diyor. Anayasa ne diyor? Biz hukuk devletiyiz değil mi? Yani padişah yönetmiyor. Mehmet Uçum bunu normalde şöyle söyleyebilir. Dolmabahçe Sarayı’ndan Türkiye yönetiliyor olursa orada bir padişah olursa, Mehmet Uçum da padişahın kapısındaki ya da yanındakilerden birisi olursa padişahın kafası netleşirse Mehmet Uçum bunu söyleyebilir. Bizim bir anayasamız var, anayasada seçimlerin öne alınmasının şartı belli, 360 milletvekilinin oy vermesi. Öyle de yapsa kendi partisine büyük saygısızlık ama hadi 280 milletvekili AK Parti’nin. Mehmet Uçum diyor ki ‘Bunlar kurşun asker, cepte.’ Bu da her bir AK Parti milletvekiline hakarettir de hadi orayı geçtim. Veya o meseleyi Mehmet Uçum ile AK Partili vekillerin arasına bırakayım. Hadi 46 tane de MHP’li milletvekili var. Cumhur İttifakı birbirine sıkı sıkıya bağlı. MHP de cepte. Bu da MHP milletvekillerine ve Sayın Bahçeli’ye hakarettir de hadi bunu da Mehmet Uçum’la Bahçeli arasında bırakayım. Yaptığı 326 – 327, hadi 3 – 4 tane de DSP’dir, diğer ittifak ortaklarından falan. 330. Daha 30 milletvekili lazım değil mi buraya? Şimdi Mehmet Uçum ‘Bu konu netleşti’ diyor. Bu ne demek? Bir; Meclis’in iradesini yok saymak demek. Milletvekillerine hakaret demek. Devam ediyorum. Ben YENİ Parti olarak söylüyorum ki asla ve asla böyle bir işin içinde yokuz. Ben 91 milletvekilimi aldım çıkardım kenara? Mehmet Uçum bu rakama kimle ulaşıyormuş? Kimle ulaşıyormuş onu söylesin bana. Ulaşılacağının netleştiğini söylemek Meclis’e haksızlık ve hakaret ama bu düzende Mehmet Uçum DEM Parti’nin kendileriyle bir gizli anlaşma yaptığını mı söylüyor? Yoksa butlan CHP’sinin zaten başa getirildiğini ve buradaki oylamada kendileriyle birlikte davranacağını mı söylüyor? Butlan CHP’sinde işte 17 tane salt butlancı arkadaş var, bildiğin butlancı onlar. Bir de ‘Partimizi bırakmayalım, şimdilik burada duralım’ diyen o 17’nin üstüne 13 – 14 tane daha arkadaşın emir komuta zinciri içinde sarayın emrinde oy vereceğini mi söylüyor? Çıksın bunu söylesin ki bu millet kimle hesaplaşacağını bilsin. Bakın üç ihtimal var. YENİ Parti, ben diyorum ki ‘Ben yokum kardeşim, biz yokuz hiçbirimiz yokuz biz.’ Geriye DEM Parti kalıyor. Millet DEM’e mi sorsun ‘Sen bu sarayla gizli bir anlaşma mı yaptın?’ diye yoksa butlan CHP’sine mi sorsun? Mehmet Uçum bugün çıkıp bunu açıklamak ya da AK Parti’nin Grup Başkanvekili bugün Meclis’te açıklamak ya da AK Parti’nin Sözcüsü Ömer Çelik bugün bunu açıklamak zorundadır. Bunu yapmadan Türkiye siyasetine böyle bulanık suda balık avlarcasına bir de böyle bir küstahlık içinde ‘Konu netleşti.’ Bak şunu derse bir daha söylüyorum. ‘Olabilir, düşünüyorum, tahmin ediyorum’ demiyor da ‘Tarih netleşti’ diyor ya. Hangi gizli pazarlığın haberi sende ki, bilgin var ki Erdoğan’ın bir dönem daha aday olması için seçimlerin bir miktar öne alınmasına, bugünden ve Meclis’te yapılacak bir oylamayı kesin olarak ifade edecek bir kirli anlaşmadan haberdarsın? Bu asla ve asla ‘DEM Parti bunu yapmıştır’ veya bir başka şeydir demek değil. Bu laf izaha muhtaçtır. Bu laf siyasete yapılmış bir hakaret, hepimize atılmış bir iftira ama bir yandan da bu kadar iddialıysa ya çıkacak düzeltecek, diyecekler ki ‘Mehmet Uçum haddini aşmıştır’ ya da Mehmet Uçum hangi parti ile hangi anlaşmanın yapıldığından haberdarmış, onu söyleyecek, çıkacak karşımıza. Nettir yani.”

“ERDOĞAN ESKİDEN BUNA ‘AHLAK DIŞIDIR’ DEMİŞTİ”

(Siyasetteki şu transferler meselesine bir geçiş yapalım. Hedef bir taraftan da İstanbul Büyükşehir Belediyesi Meclisi mi?) “Yayını kesip bir video izletiyorsunuz ya, benim imkanım olsa şu videoyu izletirim, hatırlatırım vatandaşa. 15 Temmuz’a doğru gidilen süreçte yani eskiden etle tırnak gibi oldukları Fethullah Gülen cemaatiyle AK Parti’nin arası açıldığında Hakan Şükür AK Parti’den istifa etmişti, birkaç milletvekili ile birlikte. O sırada mikrofonu Erdoğan’a uzattılar, Erdoğan dedi ki, ‘Bir siyasi partiden seçilip de sonra o siyasi partiden istifa etmek ahlaksızlıktır’ dedi. ‘Ahlak dışıdır’ dedi. ‘Sen bir siyasi partinin gücüyle seçildin’ dedi. ‘Eğer gücün varsa bağımsız girerdin, bir siyasi partiden girdiysen ve istifa ediyorsan milletvekilliğinden de istifa etmen gerekir’ dedi. Bir başka zamanda da belediye başkanları için de aynı şeyi söylemişti. Bağımsız kalanlar için falan. Şimdi Erdoğan bugün meydana çıkıp, karşısında gördüğü gencecik bir belediye başkanına kameraların önünde ‘Kapılar açık bize gelebilirsin’ diye davette bulunacak ya da Murat Kurum bakanlığa gelen yani vatandaşın talepleri için bakanlığa gelen, belediyesinin talepleri için bakanlığa gelen herkesi ‘Ya bir baş başa kahve içelim’ diye arkaya alacak, arkada ‘Ya Türkiye şöyle günlerden geçiyor, seni bizim partimize davet ediyoruz’ diyecek. Gidecekler Erdoğan’la görüştürecekler, bir dönem daha milletvekilliği, bir dönem daha belediye başkanlığı ya da belediye başkanlığı sürerken milletvekilliği gibi güvenceler, teklifler vererek onları AK Parti saflarına katıyorlar. Sonra da bunu vay efendim başarı büyük bir başarı öyküsüymüş gibi, utanmadan elleri havaya kaldırıp, güle oynaya sırıta… Hani bir partinin oylarına seçilip o partiden istifa etmek ahlaksızlıktı, ahlak varsa eğer o partiden istifa ediliyorsa siyasetin de bırakılması gerekiyordu? Bir kere bunu hatırlatmak isterim. Bu Erdoğan’ın tutumu, çok net söylediği bir mesele.”

“BU TEKLİFİ YAPMAK HANGİ ADABA SIĞAR?”

(Murat Kurum’un kendisine hizmet için, yatırımlar için gelen belediye başkanlarına bu şekilde tekliflerde bulunuyor olması önemli bir konu) “Net, net ben bunu kaçtır söylüyorum. Murat Kurum da bunu yalanlayamaz. İddia değil bu bir gerçek. Ağrı Dağı kadar gerçek. Benim belediye başkanlarım benden izin alıp gidiyorlar ve en son işte Ankara’dan kendisiyle görüşen sonra AK Parti’ye katılan belediye başkanları ile ilgili durum da aynı şekilde ifade edilmişti. Bu da konuşuldu. Benim belediye başkanlarım gidiyor ve Murat Kurum eğer birkaç kişi oturuluyorsa, bir baş başa kahve içmek istiyor ve baş başa kahve faslında transfer teklif ediyor belediye başkanlarıma. Bu bir, ‘Yapmadım’ desin. Çıksın ‘Yapmadım’ desin. İkincisi; her şey bir yana, ya düşünebiliyor musunuz Marmaris Belediye Başkanımız aradı beni, ‘Cumhurbaşkanı Marmaris’e gelecek’ dedi. Dedim ‘Karşılayacaksın tabii.’ Dedi ki ‘Ya her sene ben karşılıyorum, benim görevim bu. Her sene Cumhurbaşkanı geliyor Marmaris’e, ayrıca da burada tatilini geçirecek, birkaç gün geçirecek. Protokol olarak da karşılıyorum, ‘Üzerimize bir şey düşer mi?’ diye de sormam lazım ev sahipliğinin gereği’ diye söylüyor. Ben dedim ki ‘Değişen bir şey yok.’ ‘Ama bu sene çok laf dolaştırıyorlar, transfer falan diye. Ondan tedirgin oldum Genel Başkanım’ dedi. ‘Sen görevini yap’ dedim. Gitti, karşıladı, herkesin gözü önünde ‘Sayın Cumhurbaşkanım bize bir şey düşer mi, yapmam gereken bir şey var mı?’ dedi. ‘Bize gelebilirsin’ diyor. ‘Kapımız açık, bize gelebilirsin’ diyor. Bunun sana yapıldığını düşün. Yani bakın arkadaş yani her şeyin bir bir şeyi var. Evli kadına, evlenme teklif edilir mi? Evli bir erkeğe, evlenme teklif edilir mi? Bir partinin belediye başkanının karşısına çıkıp bu lafı söylemek hangi üsluba sığar, hangi adaba sığar, hangi ahlaka sığar. Kapalı kapılar ardında yapmaları yetmezmiş gibi, kameraların önünde yapmaya başladılar bu işleri. Bu işler doğru işler değil. Bakın anketleri görüyorsunuz, bakıyorsunuz. Hangi partiden olduğuna bakılmaksızın, Türkiye’nin yüzde 22’si transferleri doğru buluyor. Yüzde 78’i bu transferleri doğru bulmuyor. (Aydın’da mesela ciddi erime var AK Parti’de. Sonra İzmir’de keza öyle.) Aydın’daki rakam bizde yüzde 18’di. AK Parti’nin anketi çıktı geçen gün; yüzde 24 ve diyorlar ki ‘AK Parti yüzde 39’dan 24’e indi.’ Yahu yüzde 55’ten o belediye başkanı yüzde 24’e ya da 18’e geriledi. Özlem Çerçioğlu denilen kişi sokağa çıkamıyor Aydın’da. Afyon’da o Belediye Başkanı Burcu Köksal böyle çok hapıran – köpüren,  ona bağıran – buna sataşan biriydi. Ne oldu şimdi? Kedi gibi. Sokakta yürüyemiyor, sokakta yürüyemiyor. Oradan oraya kaçıyor. 30 tane korumayla kitap fuarına gidiyor, bir fotoğraf çekimlik tur atıp da geri kaçıyor en boş saatinde oraların. O yüzden insanların yüzüne bakacak halleri kalmadı. Şu başka bir şey. Bir siyasi partide siyaset yapıyorsundur. O siyasi parti ile yolların ayrılmak zorunda kalmıştır. Bir süre bağımsız kalmışsındır. Sonra aynı yöndeki bir siyasi partiye gidersin, bunun da nezaket kuralları vardır. Ama sen ‘Ben AK Parti‘ye karşıyım’ diye bağıra çağıra oy isteyip, o oylarla AK Parti‘ye katılırsa bu siyasi yankesiciliktir. Belediye başkanı için de öyledir, diğerleri için de öyledir. Onu kabul eden parti için de öyledir.” 

“BİRİSİNİN KARŞI ŞERHİ YOK”

(İzmir için tarihe geçecek bir özeleştiri verdiniz. Şimdi de Cemil Tugay’ın cümlelerini duyduğunuzda ne hissediyorsunuz?) “Midem bulanıyor. Tüylerim diken diken oluyor. Ben yani şu genel seçimler ve şu iktidar değişimi olsun. Ben biliyorum onun ne saikle oraya gittiğini. Aynı saikle hem de enine boyuna o hesabı ondan sorup, burnundan fitil fitil getirmezsem namussuzum. Bu kadar söylüyorum. Çünkü İzmir’de aday gösterildi. İzmir’de zor bir dönem yaşıyorduk. Dört aylık bir süremiz vardı. Aday belirlemek için bir ay vardı. Burada şunu da söyleyeyim yani. 28 Mayıs seçimleri bitti, 29 Mayıs günü Ekrem Başkan, birkaç gün sonra ben ve hepimiz, bütün değişim ekibi dedik ki ‘Bu partinin kurultaya gitmesi lazım. Bizim bir kurultayda özeleştiri yapmamız lazım. CHP’nin değişmesi lazım.’ Ta kasıma kadar oyalandı CHP. Yani biz kurultayı bizim dediğimiz gibi haziran sonunda yapsaydık aday belirlemek için önümüzde yedi ay olacakken bir ay kaldı. Bir ay içinde adayları belirlemeniz lazım. Bir an önce başlayacak. İzmir zor bir yer. İzmir’de aday belirlerken işte öyle veya böyle bir şekilde adayı belirledik. O adayı belirlenmesinde PM’de bir kişi de karşı çıkmadı. Hani bugün butlanın sözcüsü falan diyor ya ‘Öyle böyle…’ Biz özeleştiri yaparız. Ama dünyanın en yalancı, iftiracı ekibi çıkmış şimdi, diyorlar ki ‘Özeleştiri yapın.’ Ben yaptım özeleştirimi. Hepinizin oyu var. Birinizin karşı şerhi yok orada. Koştura koştura daha seçimden sonra da gelip bize ‘Bizi hangi belediyeye yollayacaksın?’ diyorlardı. ‘Ne yollayacağım ben sizi belediyeye’ dedim. Gelmiş, ‘Beni hangi belediyelere yollarsın Genel Başkanım?’ diyor. ‘Niye gideceksin sen belediyeye? Sen Parti Meclisi üyesisin, işini yapacaksın kardeşim’ dedim. Yüz verseydik biz bunlara, istediklerini verseydik o zaman başkaydı hikayenin kendisi de o zaman Özgür Özel, Özgür Özel olmaktan çıkar. Biz biz olmazdık. Biz işte elimizden ana muhalefet partisi alındığında, sokağa çıktığımızda peşimizde insanlar sel olup akmazdı o zaman. Bankın, portakal kasasının üstünden o kentin yapılmış en kalabalık mitingini yapamazdık o zaman. O başka bir şey olurdu.” 

“O GÜN TARİHİ YÜZLEŞME OLACAK”

“Günün sonunda adayı belirledik, değil mi? Biz adayı belirledik. O aday tir tir titriyordu, neden? İzmir’de bir rakip çıkmış. O rakip ramazan olmasına rağmen meyhanelere de gidiyormuş, bilmem nerelere de gidiyormuş. Efendim yaşam biçimi konusunda kente güvenceler veriyormuş. ‘Eyvah seçim…’ O gün anladım ben. Neyi anladım biliyor musun? İzmir’deki aday, seçimi kazanırsa yaşam biçimi endişesi yüzünden İzmirlilerin AK Parti olmasın diye kendisine oy vermek dışında bir seçenek olmadığını görmüş. Bunu anlatıyor bana. Ben ne yaptım biliyor musunuz? Kayıtlarınızda var. İzmir’deki 32 ilçenin 25’inde gittim, bizzat miting yaptım. Beş kez İzmir’e gittim. Her gittiğimde 5 ilçeye gittim. 25’inde miting yaptım. Gidemediğim beş ilçeyi de son gün otobüsle dolaşıp güçlü olduğumuz ilçelere el salladım ve 31 belediyenin 29’unu kazandık biz İzmir’de. Orada benim emeğim var, benim alın terim var. İzmirlilerin hüsniyeti, iyi niyeti var. İzmirlilerin bize gösterdiği sabır, bize verdikleri bir kredi var. Şimdi o ahlaksız, aldığı o krediyi götürdü; AK Parti‘ye sattı, İzmirlileri sattı AK Parti‘ye. AK Parti de utanmadan bunu kabul etti ve şimdi ‘Biz İzmir’i aldık’ diyorlar. Gün sayıyorum, gün. Resmen gün sayıyorum. Önce bu iktidarı değiştirip, sonra o Cemil Tugay’ın burnundan bunları fitil fitil getirip, ondan sonra o yerel seçimde Türkiye’nin yerel seçimler tarihinin rekorunu kırmak için. 31’de 31 belediye almak için, adayları bizzat İzmirlilere belirletmek için ve böyle İzmirlilerin deyim yerindeyse sille tokat o İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni geri aldıkları günü görmek için. Sille tokat alacaklar. Kaçacak, devir teslime gelemeyecek. O hale gelecek. İzmir’de öyle bir rekor kıracağız, öyle yüksek motivasyonla kampanya yapacağız, adayları öyle bir belirleyeceğiz ve sonunda İzmir Büyükşehir Belediyesi’ni öyle bir geri alacağız ki görecekler. Devir teslime gelemeyecek Cemil Tugay. Cemil Tugay o seçimde aday olamayacak karşımızda. Zaten kendisi kaçacak delik arayacak. Ama okurken de siyaseten de dünya siyaset tarihinin de Türkiye hukuk tarihinin de en büyük yüzleşmesi ile karşı karşıya kalacak. Ben biliyorum onun ne olduğunu ve bu işin sonunun nereye varacağını. Bu kadar net söylüyorum. Hiçbir konuda bu kadar kararlı, azimli ve hiç bir konuda bu kadar meseleyi kendi meselem yapmış değilim. İlk önce Türkiye’de iktidarı değiştireceğiz. Ondan sonra o topuklayan Efesi de Afyonlusu da İzmirlisi de kaçacak yer arayacak. Bu kadar net söylüyorum.”

“BİZ CANIMIZ, MALIMIZ, HER ŞEYİMİZLE HEDEFTEYİZ”

(Ben Özgür Özel’i son zamanlarda hem bu kadar kararlı hem de bu kadar öfkeli çok az gördüm.) “Ya olacak şey değil. Bakın bir yandan felaketler, acılar, ölümler; bir yandan bu kadar çok kötülük ve bu kadar kötülüğün içinde bir tarafta ‘AK Parti‘ye gideceğime aslanlar gibi yatarım’ diyenler, Silivri’de yatanlar ya da Sinem Dedetaş gibi işte Tekirdağ’da yatanlar, Çorlu’da yatanlar, Kocaeli’nde yatanlar, Türkiye’nin dört bir yanında yatanlar. Sadece ‘Özgür Özer’in sağdıcı’ diye hapiste yatanlar, ‘Özgür Özel’in ilinin il başkanı’ diye yedi yaşındaki evladından ayrı kalıp hapiste yatanlar. Bir tarafta da kakara kikiri düne kadar ağzına gelen lafı söylediklerine teslim olup, onların koluna girip, milleti satanlar var. O yüzden yani bu işin şakası yok. Onu anlamıyorlar. Ya da bir yandan Onursal Adıgüzel gibi gencecik bir belediye başkanı. Bakın 18 yaşından beri siyasetin içinde. Cumhuriyet Halk Partisi’nde milletvekili olmuş, Parti Meclisi üyesi olmuş, Genel Başkan Yardımcısı olmuş. Gencecik yaşında Bakan adayı olmak için milletvekili adayı olmayacak kadar kararlı birisi. Gitmiş, Ataşehir gibi bir yerde tarihin en büyük farkıyla belediye başkanı seçilmiş. 12 belediye meclis üyesi fark olan yerde gidiyorlar; tehditle, şantajla ya da haysiyetsizleri satın almak suretiyle belediye meclisindeki dengeleri değiştiriyorlar. Onursal Başkan’ın yerine seçilen belediye başkanvekiline önce mafya yollayıp ‘İstifa et’ diye çağrı yapıyorlar. Direniyor, tweet atıyor. Önce operasyonu yapıyorlar, kafa kafaya getiriyorlar. Sonra ‘Gelip seni alırız’ diyorlar, yine direniyor. Bu çocuğu göz göre göre alıp içeri tıkıyorlar. Ertesi gün seçim yapıp Ataşehir’e alıyorlar. Şimdi bu siyaset mi, bu rekabet mi, böyle bir şey olabilir mi? Üsküdar belediye meclisinde bakın adam diyor ki ‘Şaşırıyoruz…’ Birinci ikinci tur CHP’ye oy vermiş, kendileri CHP meclis üyeleri o sırada. Bir bakıyorsunuz üçüncü turda dört kişi taraf değiştirmiş. Belediye meclisinde arkadaşlar diyor ki ‘Ya ne oldu?’ Biri ne diyor biliyor musunuz? ‘Benim oğlum 15 yıldır KCK‘dan firari…’ Üsküdarlı Adalet Bakan Yardımcısı net, adı – sanı belli. Herkese söylüyor. ‘Üsküdarlı Adalet Bakan Yardımcısı bana geldi. ‘Oyunu bize verirsen evladını sana getireceğiz’ dedi. Kimse kusura bakmasın, ben o yüzden verdim’ diyor. 40 kişinin şahitliğinde. Bunu yazdık. Hani ‘irade fesatı’ diyorlar ya, bunu yazdık İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı’nın önünde. Bir diğeri, ilk oylamada bize oy vermiş ve ikinci oylamada taraf değiştirmiş. Yani ağustos ayının dördü ile eylül arasında 10 yıl daha cezası olan oğlu serbest kalmış, kendisine gelmiş. Bu ikinci bir vaka. Üçüncü bir vaka; adam mimar, ortağını üç gün önce almışlar ve üç gün tutup, salmışlar. O gece de mimarı alıp bir yoklayıp, geri koymuşlar ve sabahleyin oyunu değiştirmiş. Biri, Trabzon’a gitmiş ve Çarşıbaşı ilçesinde Doblo arabasıyla annesini alıp fındıklığa götürmüş. Fındık toplarken telefon gelmiş. Demişler ki ‘Geliyoruz, seni alıyoruz. Şunu teklif ediyoruz…’ Doblo’yu, anayı fındıklıkta bırakmış, gelen arabaya atlamış ve İstanbul’a gitmiş. Doblo daha Çarşıbaşı’nda duruyor. Bu isim belediye meclis üyesi. Adamı satın almışlar. Bütün Trabzon biliyor, bütün Çarşıbaşı biliyor. Abisi, kendisinden utancından… Üsküdar belediye meclis üyesinin abisi, WhatsApp‘taki fotoğrafına Sinem Dedetaş’ı koymuş kardeşinden utancından. ‘Bakan görsün, ben Sinem’le beraberim, ben bu satışın içinde değilim’ diyor. Adam Çarşıbaşı’nda sokağa çıkamayacak hale gelmiş, kardeşinin satışı yüzünden. Siyaset mi bu İlker Bey? Biz siyaset mi yapıyoruz? Siyaset dediğin başka bir şeydir. İşin içinde tehdit var, şantaj var, yargı erkinin bir parti lehine kullanılması var, terör suçlusu olan kişinin suçunun ortadan kaldırılmasının teklif edileceği kadar hukukun askıya alındığı bir durum var. Hapisteki bir çocuğun oy karşılığı serbest bırakılması var. Bu siyaset mi? Siyasi rekabet mi? O yüzden biz şu anda canımızla, malımızla, her şeyimizle bu iktidarın karşısında, hedefindeyiz ve bir mücadele veriyoruz. O yüzden kimse böyle… Oyun oynuyoruz sanıyor bazıları.” 

“ÇIKMIŞ, ADAY DAYATIYORLAR BİZE”

“Dün Türkiye Belediyeler Birliği seçimi vardı. 131 oyumuz var bizim. 860 kişilik Türkiye Belediyeler Meclisi’nin, TBB’nin başkanlığını kazandı Ayşe Ünlüce. Millet diyor ki ‘Nasıl oluyor bu işler?’ Olacak. Nasıl oluyor biliyor musun? Çünkü orada CHP’de görülen 250 belediye meclis üyesi var. Bunların çok önemli bir kısmı biz ‘Gelin buraya’ demediğimiz için, İstanbul Büyükşehir Belediye Meclisi riske girmesin diye, Antalya riske girmesin diye, Muğla riske girmesin diye, Mersin riske girmesin diye, Adana riske girmesin diye, cümle kötülükler bir yerde vücut bulup da yeni bir acı, yeni bir kayıp, yeni bir tehdit yaşanmasın diye, ‘Arkadaşlar herkes yerli yerinde’ dedik diye orada duran arkadaşlar onlar. Çıkmış butlancılar bizle pazarlık yapmaya. Aday dayatıyorlar bize, ‘Biz 250’yiz, şunu yapacağız’ diyor. Ne 250’sin sen? Oradaki o 250 kişinin 190 – 200’ünün gönlü YENİ Parti’de, bizimle birlikte. Sordunuz ya ‘İBB’ye ne olur?’ diye. Biz demişiz ki ‘Aman kardeşim, aman durun. Bütünlüğünüzü bozmayın, azınlığa düşmüş gibi görünmeyin’ diye orada tuttuğumuz aslan gibi duran insanlar onlar. Dün biz 131 delege ile 860 kişilik yerde seçim kazandık Ayşe Ünlüce ile birlikte. Neden biliyor musunuz? Bir, o butlancıların pazarlıklarına kapıyı kapattığımız için. Onlar çalı kuşağına mavzer süsü verip, kendilerini güçlü gibi gösterip… Pazarlıklarına kapıyı kapattığımız için. AK Parti ile kurdukları temasa yüz vermediğimiz ya da o tehdide kanmadığımız, aslan gibi arkadaşlarımıza güvendiğimiz için dün çatır çatır Türkiye Belediyeler Birliği’ne… Yarın 50 kişiyi daha tutuklarlar, seçimi yenilerler, alırlar. Ama bu ayıbı tarihe kazırlar. Biz bunları yapanlarla da bunlarla pazarlık yapanlarla da bir araya gelmek, oturmak, sanki her şey normalmiş gibi konuşmak, bilmem ne yapmak… Darbecilerle işimiz olmaz, darbeyi planlayanlarla da darbenin maşasıyla da darbecilerin getirdikleriyle de işimiz olmaz. Biz artık normal zemini bırakmışız. Ben savaştayım, büyük bir mücadeledeyim. Ölümü de göze almışız, hapsi de göze almışız, hapisteki arkadaşlarımız da her şeyi göze almış. Biz başka bir mücadele içindeyiz. Ya bu memleketi kurtaracağız, ya hep birlikte kaybedeceğiz. Bunun ikinci bir seçeneği yok. O yüzden hiç kimse parlamenter siyaset yapıyormuşuz gibi, herhangi bir dönemde belediye başkanlığı, belediye üyeliği yapıyormuş gibi düşünmesin. Burası bir film seti değil, burası hayatın ta kendisi. Burada acı var, burada tutsaklık var, burada ölüm var, burada tehdit var, her şey var. Ama burada teslim olmak yok İlker Bey. Bu kadar netiz yani.”

“ERDOĞAN KENDİ SÖZLERİYLE SINANIYOR”

(Fon vurgunu. Kim yaptı, kim erken çıktı, kim göz yumdu? İsimler belli, uyarıların yapıldığı tarihler belli. Bu gündemi neresinden başlatır nasıl ilerletirsiniz?) “İlk sorunuza cevap vereyim, hani ‘Kim kim?’ Atayan AK Partili, atananlar AK Partili, soyanlar AK Partili, soyulanların çok büyük oranı AK Partili. Biz bu işin hiçbir yerinde yokuz. Bir tek mağdurların hakkının arandığı yerde varız. Deprem olmuştu, depremde Bülent Ecevit başbakandı. Üçüncü gün daha çadır sağlamakta güçlükler vardı. Erdoğan ‘Üç gün oldu, çadır yok’ diye deprem üzerinden siyaset yapıyordu. 6 Şubat depremi oldu. 33 gün geçmişti, çadır yoktu. ‘Çadır üzerinden siyaset yapmayın’ dedi. Bülent Ecevit’e üç gün çadır üzerinden siyaset yapıp, Bülent Ecevit’e söylediği laflarla sınandı. Necmettin Erbakan hoca 70 yaşındaydı. Erdoğan ona ‘Yaş 70, iş bitmiş’ diyordu. Şimdi Erdoğan 70 yaşında, biz edebimizle kimsenin yaşıyla dalga geçmiyoruz. Bülent Ecevit hastaydı, zor yürüyordu. Zorlanıyordu yürürken. Ona ‘Yürüyemiyorsun be adam. Ölünce mi bırakacaksın? Gel erken seçim yap’ diyordu. Şimdi sosyal medyada Erdoğan’ın yürüyüp yürüyemediği, ayağını sürüyüp sürümediği konuşuluyor. Edebimizden kimsenin sağlığına söylemiyoruz ama Erdoğan tarih yönünde Ecevit‘in sağlığına ettiği lafla ve ‘Yaş 70 iş bitmiş’ diye kendi hocasına söylediği sözle sınanıyor. Şimdi de geçtiğimiz kışı ‘Şikayet eden CHP’li, şikayet edilen CHP’li, o CHP’li, bu CHP’li. Biz bu işin içinde hiçbir yerinde yokuz’ diyordu. Şimdi ‘Atayan AK Partili, atanan AK Partili, soyan AK Partili, soyduklarınızın çoğu AK Partili. Millet bu işin hiçbir yerinde yok. Siz tam ortasındasınız, göbeğindesiniz’ sözlerimizde sınanıyorlar. O sözlerini hatırlatıyoruz onlara.”

“CEVAP VERMESİ GEREKENLERİ MECLİS’TEN KAÇIRIYORLAR”

“Şimdi ikinci husus. Meclis değil mi orası? Hepimizin Meclis’i. Millet bizi oraya hem yasa yapalım diye, hem hesap soralım diye. Yani Meclis’in iki görevi var, bir; yasama, iki; hem denetim. Meclis denetim görevini yapacak, sorular soracak, SPK’nın Başkanını Meclis’ten kaçıran, TMSF’nin Başkanını Meclis’ten kaçıran, esas sorulara cevap vermesi gerekenleri Meclis’ten kaçıran bir iktidarla karşı karşıyayız. Ben size burada şunu hatırlatayım. Bu ülkede darbe oldu, darbe yaşanmaya başlanmadan önce bir ihbar geldi. Zaten daha öncesinde bir ay öncesinde köşe yazıları da yazılıyordu. ‘Tavuk tarda sayılır’lar yazılıyordu, ‘Hususiler Ankara’da bir villada toplandı’ yazılıyordu. Zaten biliyorlardı da gelmekte olduğunu. Ama normal bizler, normal vatandaşlar darbeye maruz kalmadan 7 – 8 saat önce birisi geldi Milli İstihbarat Teşkilatı’na bilgi verdi. MİT Başkanı da Genelkurmay Başkanı ile birlikte gittiler ve saatlerce bir havuzun başında bu konuyu değerlendirdiler. Dinlemeye yakalanmamak için havuz şırıltısı. Bu konuyu değerlendirdiler. Sonra darbe olana kadar tedbirler alınabilecekken… Darbe komisyonunda çok söylendi. Örneğin birliklerde ‘O gece kimse birliğini terk etmesin’ dense Türk ordusunun darbeye karışmayan yüzde 95 namuslu insanları olacak ve darbe yapılamayacakken, herkesi evine yolladılar. Darbeciler kaldı ve darbeye kalkıştılar. Allah’tan milletimiz, hep beraber siyaset darbeye direndik ve püskürtüldü ve darbe başarılı olmadı. Meclis’te Darbe Komisyonu kuruldu. Davet yazıldı, o ikisi gelmedi. O ikisi gelmedi İlker Bey. Bunu unutmayalım. AK Parti’nin hesap verme, Meclis’e gelip hesap verme noktasında olduğu en kritik zamanlarda bunlar hep kaçmıştır. 17 – 25 Aralık‘ta dört bakanın evlerinden üçünün evinde ayakkabı kutularından, bir tanesinin elbise torbalarından çil çil dolarlar, Türk paraları yakalandı. Önce ‘FETÖ’cüler koydu’ dediler. Sonra faizi ile geri istediler. 17 – 25 Aralık’ta dört bakan Meclis Soruşturma Komisyonu’ndan hesap vermeleri talebiyle Anayasa Mahkemesi’ne Yüce Divan sıfatıyla yollanacaktı. Oylamanın yapılacağı gün Erdoğan telefon açtı. Oylamayı durdurdu, devrin Başbakanı hayatta, siyaseti bıraktı ama Sayın Davutoğlu hayatta. Sayın Davutoğlu diyordu ki ‘Hırsızlık yapan evladım, kardeşim olsa kolunu keserim.’ Sayın Davutoğlu’nun kafasını kestiler böyle dedi diye, siyasi darbeye maruz kaldı. O dört bakanı Yüce Divan’a hesap vermeye yollamadı. Bugün de geldiğimiz noktada büyük bir fon vurgunu var. Görünüşte 455 bin tekil hesap, 2 milyon kişi. Ama borsadaki çöküş ve mağduriyetle birlikte 10 milyon kişiyi aştığı, 15 milyon kişiye ulaştığı söylenen bir mağduriyet. Milletin sırtına binen büyük bir yük var. Bu işin sorumlularını Meclis’ten kaçırıyorlar. İşin esas söylediğimiz boyutu bu. AK Parti bunu bu seferlik yapmış değil, darbede de kaçırdı, 17 – 25’te de kaçırdı, fonda da kaçırıyor. Soru sorulamasın, hesap sorulamasın diye.”

“VATANDAŞIN CEBİNDEKİLERİ ALDILAR”

“Şimdi yaşanan konu ne? Yaşanan konu şu. Kimi ‘Faiz haram, ben faizden para istemiyorum’ diyen inançlı, düşüncesi faizin haram olduğunu düşünen ve ondan uzak duran kişiler. Kimi ‘Yahu millet ne paralar kazanıyormuş’ diye bakan kişiler. Kimi de ‘Kredi kredi kartımı yatıracağım ama hep yüzde 20’sini yatırabiliyorum, zorla döndürüyorum, oradan çekip buraya yapıyorum’ derken ‘Ya bir fon varmış, parayı koyuyormuşsun, bire üç, bire dört, bire beş, bire 17 bir yılda kazandırıyormuş’ diyenler. (Fatma Betül Sayan Kaya hangi kategoriye giriyor?) Kendi beyanına bakarsanız ‘Kötü niyetli olsaydım veya ben suç olduğunu bilseydim kendi adıma hesap açar mıydım?’ diyerek şunu söylüyor. ‘Vay be paradan para kazanılıyormuş, ben de buraya dalayım büyük para kazanayım’ diye dalmış. Ama işi bilen bakanların, işi bilen bazı üst düzey bürokratlarının çantacı kullandığı gibi çantacı kullanmayı akıl edememiş, kendi ismiyle girmiş. Hem kendisini paradan para kazanma şehvetine kapılmış birisi olarak gösteriyor. Ama diğer arkadaşları gibi çantacılar üzerinden, yurt dışına parasını yollayıp yurt dışından yabancı yatırımcıymış gibi oynayanlardan olmadığını, başkalarının öyle yaptığını da ihbar ediyor kendisi. Bunu böyle bir söyleyeyim. Şimdi bir grup faizden korktuğu için fona para koyanlar, faiz istemediği için. Bir grup ‘Vay be paraya para’ diye koşanlar. Ama çok önemli ve çok mağdur bir grup da kredi kartını oradan çekip bunu kapatan, borcu borçla çevirirken ‘Yani ben kredi kartı borcumun beşte birini yatırabiliyorum. Şurada bir fon varmış. Buraya parayı koyunca hızla katlıyormuş, ben bu borçtan kurtulurum’ diyen bir grup. Bu kişilere de nasıl akıl veriyorlar biliyor musun? Daha doğrusu kimi doğrudan kim kulaktan kulağa yayarak ‘Yahu fonda kim varmış biliyor musun? İşte saraydan şu bürokrat da varmış, cumhurbaşkanının kardeşinin oğlu Usame bu işlerin içindeymiş, efendim şu bakan oradaymış, bu bakanın babası oradaymış, bu bakanın kardeşi oradaymış. Bu bakanın parası oradaymış da kendisi aracı kullanırmış.’ Kulaktan kulağa. Adam diyor ki ‘Ya bu kadar meşhur adamın para koyduğu yer batar mı?’ Bu ne biliyor musun? Organize İşler filmi vardı, filmde bir deliyi tabutun içine yatırıyor üçkağıtçılar, kapatıyorlar, tabutu sırtlarına alıyorlar. Samimi insanların kendi kendine oturduğu kahvenin önünde tabutu taşırken zorlanarak dört kişi, birisi bağırıyor ‘Hey millet tabuta bir omuz verin.’ Samimi Müslümanlar gidip tabuta omuz veriyor ellerini kaldırıp. Bu üçkağıtçılar tabutu onlara bırakıp elleri havada olanların ceplerinden paralarını çalıyor, sonra bunlar kaçıyor o tabutu taşımaya gidenlerin hem paraları çalınıyor hem cenaze ile baş başa kalıyorlar. Tam kaldığımız mesele AK Parti’nin millete kurduğu tabut dümendir. Birileri cepten alanlardan olmayı tercih etmiş. Zavallı vatandaşın cebindekileri aldılar, kahvede oturanlar yine kahvede oturanlar. Diyor ki ‘Kararı vereceksin oğlum’ diyor, ‘Ya tabutun içindeki deli olacaksın ya tabutu taşıyan enayilerden biri olacaksın ya da bu dümeni kuranlardan olacaksın.’ İşte bu dümeni kuranların hepsini Tayyip Erdoğan atadı. Hepsini atayan Recep Tayyip Erdoğan, hepsi onun kaleminden atanmış kişiler. Şimdi diyorlar ki ‘Efendim Cumhurbaşkanımızın haberi’ yok. Ben de şunu söylüyorum, ana muhalefet lideri olarak yürütmenin başına. Eğer bu dümeni kuran sensen derhal istifa et. Bu milleti soyan sensin. Yok sen kurmadıysan, bu dümenin kuruluşunu attığın imzalarla onayladın, sana bunları yaptılar ve burnunun dibinde bu dümeni çevirdilerse senin bu ülkeyi yönetme kabiliyetin kalmamış. Sandığı getir, işi ehline ver. Millet kendisini soydurmayacak bir Cumhurbaşkanı bulsun. Soyan sen isen istifa et, hesap ver. Soyuldu da görmediysen bu millet kendini soydurmayacak bir Cumhurbaşkanı seçsin, derhal sandığı getir.”

“MASAK’IN RADARINA GİRECEK TUTARIN 2 BİN KATI”

(SPK ‘Bizim de haberimiz yok’ diyor.) “Skandal bir açıklama. Ayrıca şunu söyleyeyim, tam rakamı şu anda bilmemekle birlikte MASAK limitleri var, MASAK Başkanı çıksın açıklasın. Ne MASAK Başkanı, onu görevlendiren bağlı çalıştığı Maliye Bakanı açıklasın ya da onu atayan Erdoğan açıklasın. MASAK’ta bir limit var örneğin 100 bin lira. Bunun üzerinde bir işlem varsa MASAK’ın radarını hemen girersin, MASAK bakar ve der ki ‘Ne oluyor burada? Bu işlem neden yapılmıştır?’ Günlük ve anlık takip ediyor. Fatma Betül Sayan Kaya mart ayında 24 daire parasını alıp da bu fon hesabına koyarken eşiyle birlikte ya da eylül ayında 2.1 milyar lira gibi bakın MASAK’ın radarına girecek tutarın 2 bin katı bir tutardan bahsediyoruz. Yani MASAK hamsiyi görüyor, bunlar balina yakalamış yani. MASAK, Fatma Betül Sayan Kaya’yı bilmiyor öyle mi? Maliye Bakanı bilmiyor, Erdoğan bilmiyor. Dünya kadar AK Partili liste ellerinde. 274 kişi en basiti listenin. Açıklamıyorlar. Bu liste ellerinde ve oradan belli. Bunların her biri balina yakalamış, hamsiyi gören MASAK hiçbirini görmemiş. Öyle bir şey olabilir mi? O yüzden gelemiyorlar Meclis’e. Gelse arkadaşlar onlara bu soruları soracak. O yüzden gelmiyorlar ve hesap vermiyorlar.”

“MAHİNUR HANIM DA İMAMOĞLU’NUN BABASINDAN ÖZÜR DİLESİN”

(Zeynel Emre açıklamasa Fatma Betül Sayan Kaya’yı Türkiye öğrenecek miydi?) “Asla öğrenemeyecekti. Şunu söyleyeyim, Fatma Betül Sayan Kaya’nın ismi 6 gün bende durdu. Geldiler, söylediler, ‘Böyle, böyle bir istihbarat var’ dedi arkadaşımız. Bunu gösterdi. 6 gün süreyle Zeynel Emre bu ismi doğrulatmaya çalıştı. İsmin doğru olduğundan, böyle bir hareketin olduğundan tam olarak emin oldu. Sonra İstanbul’da bir ilçe kongremiz sırasında açıklamayı yaptı. O açıklama yapılana kadar o isim bizde durduğu gibi her yerde duruyordu. Ama kimse o ismi konuşmuyordu. O ismi doğrulatıp konuşunca biz Fatma Betül Sayan Kaya çıktı. Ticaret Bakanı Ömer Bolat aynı şekildedir. Diğer ilişkiler, açıkladığımız isimler teker teker saymayacağım şimdi AK Parti’nin eski milletvekili, Tarım Bakan Yardımcısı filan bu isimlerin hepsi bizim tarafımızdan ortaya atıldı. Daha başkasını söyleyeyim ayrıca Mahinur Hanım’ın yani Aile Bakanının babasının adı, soyadı, MKK numarası, babasının adı, soyadı var. T.C. yok. Buradan bakıldı ve dedi ki isim soyisim aynı, yaptığı işlem numarası bu bilmem nesi belli. Çıktı ve soruyu sordu Ümit Özlale, ‘Bakanın babasının böyle bir işlemi var mı?’ Bakan da 7 dakika sonra liste de ellerinde ya herkes her şeyi biliyor, ‘Benim babamın T.C’si bu, bu işlemi yapan bu’ dedi. Yine AK Partili ama Bartınlı bir AK Partili. Mahinur Hanım’ın babası değil ve dedi ki suç duyurusunda bulunacağım, büyük haksızlık, yani ben Fatma Betül Sayan Kaya değilim’ diyor. ‘Beni onun gibi suçlayamazsınız, babamı  da diyor’ ve listedeki diğer AK Partililerin durumuna düşmüş olmayı da büyük hakaret kabul ediyor. Ve isyan ediyor. Hatta dedi ki ‘özür dile’ bir çok gazeteci de dedi ki ‘Bu bir haysiyet cellatlığıdır özür dileyin.’ Ben de dedim ki ‘Mahinur hanım özür diliyoruz senden, babandan, babanın ellerinden öperim. Ama şimdi anladın mı bizi’ dedim. Tık yok, bak cevap vermiyor, bir kez daha soruyorum. Sen 7 dakikalık bir mağduriyet yaşadın. Babanın fonda işlem yaptığı iddia edildi, isim, soyisim aynıymış. T.C. numarası farklıymış. Başka bir AK Partili çıktı. Baban yapmamış, ellerinden öpüyoruz amcanın. Peki 1.5 yıldır Ekrem İmamoğlu’nun babasına, iki gündür yanımda oturuyor. Oğlu konuşurken bazen ağlıyor, bazen gülümsüyor, bazen iç çekiyor, bazen dayanamıyor gidiyor dolaşıyor geri geliyor. Hasan Amca orada. Hasan Amcanın köydeki evine gittiler, Hasan Amcanın gözünün, komşularının gözünün önünde ekili bahçesini dozerle kazdılar, ‘Oğlun Ekrem buraya para gömmüş olabilir mi’ diye. Hasan Amcanın evinin yanındaki su kuyusuna dalgıç indirdiler, ‘Aşağıda altınların saklandığı bir kasa olabilir mi?’ diye. Nereden çıktı bu böyle bir kasa? Bir kuruş ispatlayamadıkları için. Kişi kendinden bilir işi. Demek ki bir zamanlar birisi babasının kuyusuna para saklamış, altın sallamış. Birisi de babasının tarlasına kasa gömmüş. Bizde öyle bir şey yok, arandılar çıkmadı. Kişi kendinden bilir işi. Ama Hasan Amcaya 1,5 yıldır konunun komşunun, köylünün önünde ‘Senin oğlun hırsız’ diyorlar. Mahinur Hanım’a sadece 7 dakika ‘Senin baban baban fonda para kazanmış olabilir’ dendi. Aileden sorumlu Bakan bağırış, çağırış, feryat, figan… ‘Özür dileyin de özür dileyin.’ Mahinur Hanım’ın babasından ben özür diliyorum. Mahinur Hanım gelsin Hasan İmamoğlu’ndan özür dilesin. Aileden sorumlu. ‘Beni atayan, Erdoğan’ın atadığı Adalet Bakanı bu kötülüklerin hepsini size yaptı.’ Altı yaşındaki küçücük kızın kulağına, sabah 06.00’da kapıyı çalıyorlar, kızcağız yattığı yerden fırlıyor. Evde ganimet arıyorlar ya, para bulacaklar, altın bulacaklar, bulamıyorlar. Kızın kulağındaki küpeye detektör tutuyorlar, altınsa alacaklar. O kızdan Mahinur Hanım gelecek özür dileyecek. Ondan sonra ‘Babama 7 dakika iftira atıldı.’ Babana iftirayı atan da, o listeyi sızdıran, sen de tartışıl diye o listeyi yollayan yine AK Partili birisi. Liste bizde değil. Ama o listenin içinde Mahinur da vardı, Ömer Bolat da var, iki dönem AK Parti milletvekilliği yapmış kişiler de var, Tarım Bakan Yardımcısı da var. Babanın da isim – soyisim benzerliği var. Ama 1,5 yıldır babasına, anasına, çoluğuna, çocuğuna iftira edilen ve zor durumda kalan insanlar var. Lekelenmeme hakkı varsa, bu bir tek Ankara’da değil Silivri’deki yargılanan bu insanların masum ailelerine konuşacaksın önce bunu.”

“O LİSTEYİ AÇIKLAMA YÜKÜMLÜLÜĞÜ ERDOĞAN’DA”

(Sizin beklettiğiniz başka isimler de var mı?) “Bir sürü isim var, liste ortada dolaşıyor. Gazeteci arkadaşların elinde. Biri geçen gün gösterdi. 84 kişilik liste, dedim ‘Bizde de bu isimler var.’ Ama bu isimleri doğrulatamadığımız için açıklayıp da daha sonra işte isim benzerliği falan filan… Bu listeyi açıklama yükümlülüğü Erdoğan’da. Biz Ankara’daki gazetecilerin elinde olan, siyasetçilerin elinde olan, her siyasi partiden insanların eline gelen, ama doğru mu değil mi bilinemeyen… İşte Adalet Bakanlığı, orada bir tane basın danışmanı vardı biliyorsunuz. Bu listeleri sızdıranlar, konu Adalet Bakanlığı’nın sorumluluğundaki yerler tartışılmasın diye başka taraflar olsun diye bunları sızdıranlar onlar zaten, herkes biliyor bunu. Bilmiyor muyuz, şimdi görevden alınmadı mı? Bir daha söyleyim, her seferinde bize haysiyet cellatlığı yapan, kanser olan gencecik bir kadının namusuna, öldü, öldü… Gülşah’ın namusuna dil uzatanlar bunlar yani. Siyasi saikle. Bir uyuşturucu operasyonu yapılır, o operasyonda birisi yakalanır, önce alınır, sonra ifadelerle iddianame değiştirilir. Bu geçmişte Meclis Başkanının da, şimdiki Meclis Başkanımızın da tanıdığı, basın danışmanlığını yapmış. AK Parti’de çeşitli yerlerde yapmış ve sonra farklı işlere bulaşmış birisi, o zaman İstanbul Cumhuriyet Başsavcısı olan kişi tarafından yanına alınır. Adalet Bakanı olduğunda Adalet Bakanlığı’na taşınır. Orada kendisine bir yer verilir. Bu kişi Türkiye’nin neresinde Adalet Bakanının da talimatıyla olmazsa olmaz bu işler. Herhangi birinin cep telefonu alındığında suçla ilgili ilgisiz bütün fotoğraflar, bütün videolar, bütün yazışmalar bunlara yollanır. Bunlar orada bulunur. Kim ki günün birinde itibar suikastına uğrayacak, bunun adı bir gün İlker Bey olur, bir gün Özgür Bey olur, bir gün başka birisi olur. Basına bir böyle yazılmaya hazır metin şeklinde ve abartılarak, yanıltılarak bilmem ne yapılarak servis edilir. Haysiyet cellatlığı ve suikastları yapılır. Bundan hepimiz çok mağduruzdur. Kişinin adı sanı bellidir. Sonra o kişi kendi adıyla yakalandığı için ismini değiştirir, takma isim kullanmaya başlar. Ama Ankara’daki bütün gazetecilerin WhatsApp’ını bu kişiden düzenli bilgilendirmeler gider. Gittiği gün bize de gelir. Biz biliriz yarın ne yalan atılacağını. Ama hiç bakmadan, başta işte Sabah gazetesi, Yeni Şafak gazetesi, iktidara yakın basın bu yalan haberleri aynen koyar, kullanır. Ne zaman ki bu kişinin de foncu olduğu, bunu yönlendirenlerin foncu olduğu ve bu kişinin fon meselesinde başta Fatma Betül Sayan Kaya olmak üzere, Mahinur Hanım olmak üzere, bilmem ne olmak üzere doğru yanlış bir takım bilgileri sızdırıp da servis ettiği belli olur. AK Partililer, AK Parti’nin güçlü kudretli bazı isimleri ve bakanları bir tanesi işte Hayati Yazıcı, geldi gitti bilmem ne oldu bir saat içinde mal varlığına bilmem ne yapıldı. Ama şu an kabinede görevli, geçmiş de önemli devlet görevlerinde bulunmuş kişiler dosyayı alır Erdoğan’a götürür. Bu kişiyi deşifre eder, Adalet Bakanının direnmesine rağmen bu adamı alır bir kenara atarlar. Aslında yakalanması, yargılanması, sorgulanması, hesap vermesi gerekir ama bir başka yere paketlerler, yollarlar. Durum bundan ibaret. Şu anda da bütün herkes bunu AK Parti de biliyor, Ankara’da da biliyor. Bunlar Adalet Bakanı Akın Gürlek’in İstanbul Cumhuriyet Başsavcısıyken devşirdiği, geçmişte de AK Parti’de olmuş sonra yanlış işlere bulaşmış, getirdiği önce ‘Basın danışmanım’ dediği, pis işleri yakalanınca mahlas, sahte isim kullanarak kullandığı, bu fon meselesinden sonra ancak AK Parti’nin arındığı bir isimdir o. Herkes biliyor bu. Kim kimden neyi saklıyor yani? İş Fatma Betül Sayan Kaya’nın ismini sızdırmaya gelince Mahinur Hanım’ın babasının isim benzerliği üzerinden bir tartışma yapmaya gelince, falan filan olunca işte bu isimler ortaya saçılınca, iş kendilerine gelince o aparattan kurtuldular. Hepimiz kurtulduk. Ama kötülükten kurtulmadık. Zihniyet aynı. Yine yine bize kötülüğü yaparlar. Kendilerine yaptı diye aldılar onu attılar.”

“HİÇBİR DERENİN İMARA AÇILMASINDA BİZ YOKUZ”

(Halk TV’ye kayyım atandığında umut da verdiniz, bir taraftan bir taraftan bu zamanlamayı manidar buldunuz.) “Bundan önce bir cümle imkanım varsa; hem selde kaybettiğimiz üç vatandaşımıza, ailelerine baş sağlığı diliyoruz. Kayıpların bulunmasını istiyoruz. Bir gerçek görünsün. Şimdi Murat Kurum dün çıkmış diyor ki; ‘Geçmişe bakalım, geçmişten ders alalım. Bundan sonra dere yataklarında yapılaşmaya mesafeli olalım.’ Günaydın Sayın Kurum. Bir; İstanbul’da gecekondu mahallelerinin kurulması, geçmişte hatalar, matalar 50 yıl öncesinin de hataları var, halen daha derede bir takım iskanlar var falan filan ayrı. Dere yataklarına yapılaşma iznini veren siyasetin adı AK Parti’dir. AK Parti’nin örneğin işte şimdi taşan, kayıpların olduğu Sarıyer Ayazağa dere yatağını, o Ayazağa dere yatağını olduğu gibi AK Parti’nin İstanbul Büyükşehir Belediyesi’ndeki görevi sırasında orası imara açılmıştır, ölen üç kişi, kayıp altı kişinin hesabı sorulacaksa AK Parti’den sorulmalıdır. İBB döneminde dere yataklarıyla mücadele etmişizdir. İBB dönemi, Cumhuriyet Halk Partisi’nin şimdi YENİ Parti’nin Ekrem Başkan’ın, geçtiğimiz beş yılda yaptığı bütün işler ve ilk 8 – 9 ayda yaptıkları, bu dere yataklarında yapılaşmaya karşıdır. Ancak zaman zaman bu büyük projelerde hep Ankara’dan, Sayın Kurum’un başında olduğu bakanlıktan gelen izinlerle bu işler yapılmıştır. Hiçbir yerinde, hiçbir derenin imara açılmasında biz yokuz. AK Parti’nin geçmiş dönem İstanbul yönetimleri var ve Şehircilik Bakanlığı var, bunu söyleyelim. Geçen sefer 31 kişinin hayatını kaybettiği Ayamama Deresi’nden de ders alacağımızı söylüyorduk. Ama aynı yanlışlar var.” 

“BÜTÜN SORUMLULUK MURAT KURUM’DADIR”

“Şimdi Sayın Bakan’a şunu soruyorum. Diyorsun ya ‘Ders alalım.’ Sazlıbosna neresidir? Sizin şu anda bizim itirazlarımıza rağmen Kanal İstanbul diye yaptığınız Sazlıbosna’da bir barajı kurutup yerine evler yapıyorsunuz. Baraj dediğin yer, bütün derelerin toplandığı yerdir. Oranın zemini de sorunludur, oraya yapılaşma da sorunludur. ‘Dere yatağına yapılaşma yapmamalıyız’ diyen Murat Kurum, şu anda bütün bir proje, Kanal İstanbul dediğimiz mesele dere yatağı ve aktığı yere yapılmaktadır. Bütün sorumluluk Murat Kurum’dadır, Kanal İstanbul projesindedir. ‘Ya kanal ya İstanbul’ diyen Ekrem İmamoğlu içeridedir. İstanbul’u dere yataklarındaki iskandan kurtarmaya çalışan İmamoğlu içeridedir. Buna yol veren AK Parti, 25 yıldır iktidardadır. O iktidarın bu işlerden sorumlu bakanının adı da Murat Kurum’dur. AK Parti İstanbul’u Murat Kurum yönetsin diye İstanbullulara teklif etmiştir; 1 milyon 150 bin farkla ‘Çekin İstanbul’dan elinizi. Ne Murat Kurum’u, Ekrem yönetecek’ demiştir. Şimdi birileri gelmiş, Ekrem’i hapse atmış, Ekrem İmamoğlu’nun yerine de bir AK Partili getirmek için teker teker belediyeler operasyon yapmaktadır ki İBB’de denge değişsin. Halen daha İstanbul Büyükşehir’de aslanlar gibi duran, gönlü YENİ Partili, şeklen – mecburen CHP’li bir İstanbul büyükşehir belediye meclis grubu dimdik ayaktadır ve mücadelesini sürdürmektedir. ‘İstanbul’dan elinizi çekin’ denilen Murat Kurum İstanbul’a el atıp, İstanbul’daki belediyelerin transferi için Adalet Bakanlığı ile birlikte çalışıp seçimde alamadığı İstanbul’u yargı oyunları ve bakanlık transfer gücüyle almaya çalışmaktadır. Bunu net olarak söylemek isterim.” 

“SAVCI OTURDUĞU YERE GÖMÜLÜYOR”

“Gelelim son sorunuza. Üç şey var İlker Bey Halk TV meselesinde. Bir, Ekrem İmamoğlu savunmasını yapacak, 1,5 yıllık yalanları dört günde böyle peçete gibi teker teker, tiftik tiftik ediyor ve iddianameyi ayaklarının altında eziyor İstanbul’da. Silivri’de Ekrem İmamoğlu her bir yaprağını kanıtlı, ispatlı bir savunmayla üstünde tepinerek çiğniyor. Savcılık makamı ki bir bütündür. Yani iddia makamı bir bütündür. Orada oturan savcı, aslında geçmişte bu operasyonları yöneten şimdiki Adalet Bakanı’nı, onun ekibini ve Cumhuriyet başsavcısı vekilleri ile İstanbul’daki bu iddianamede kalem oynatan herkesi temsil etmektedir. Kafasını kaldırıp Ekrem Başkan’ın gözünün içine bakamamaktadır. Savcı böyle mümkün olduğu kadar gömülmekte, salondan gözünü kaçırmakta, bilgisayarın arkasına saklanmaktadır. İddiaların her birisi oradaki savcının şahsında hazırlayanlara tarih önünde büyük bir hezimete dönüşmektedir. Çünkü bir kanıt koyamayanlara Ekrem İmamoğlu kanıtlarıyla, ispatlarıyla savunma yapmaktadır. Halk TV’yi tam bu savunma başlamadan, 3 saat önce sesini kıstılar. Bir, bu savunma duyulmasın diye. ‘Üç şey var’ dedim. İkincisi, fon meselesi. Söylediniz. Atanan, atanan, çalan ve malı çalınanlar AK Partili’dir. Yüzde 90 AK Partili’dir, AK Parti’ye en az bir kez oy vermiş kişilerdir. Bunların sesini en çok duyuran mecralardan birisi, haber kanalı olarak en çok izlenen kanal olan Halk TV susturulmuştur. Çünkü son dönemde zaten Now’ın izlenme oranları ortada. İktidar seçmenin en çok dönüp ‘Doğrusu neymiş?’ diye baktığı ekranlar sabah ve akşam kuşağında sizsiniz. Gün boyunca da en çok izlenen haber kanalı Halk TV idi ve milletin ‘Fonda esasen ne olmuş?’ diye açıp baktığı bir kanalı kapatmışlardır.” 

“SAVUNDUĞUMUZ ŞEY; CUMHURİYET’İN TA KENDİSİ”

“Üçüncüsü de iktidara yürüyen YENİ Parti ve geçmiş partimizde bir butlan, başımıza kayyım atanarak, seçilmemiş birisi gelerek, dört tane mazbatamız yok sayılarak… Yani o seçimden sonra üç tane daha seçim yapıldı. Yok sayılarak iktidara yürüyen partimiz, Ekrem İmamoğlu hapse atılarak adaysızlaştırılmış, elimizden parti alınarak kurumsuzlaştırılmış ve bizlere yapılan saldırılarla lidersizleştirilmeye çalışılmaktadır. İstanbul il başkanına yapılan saldırı da Manisa il başkanının hapse atılması da eski Ankara il başkanının hapiste olması da eski İzmir il başkanının hapiste olması da ve tüm il başkanlarımıza yapılan baskılar da yerelde ve genelde partinin lidersizleştirilmeye çalışılmasıdır. Hatta ilk başlarda ne dediler? ‘YENİ Parti’ye bağış yapanlara operasyon yapılacak, geçen milletvekillerinin dokunulmazlığı kaldırılacak, geçen belediye başkanlarına operasyon yapılacak.’ Neden? YENİ Parti’nin mücadelesi yok sayılmak istenmektedir ve lidersizleştirilmek istenmektedir. (Ama biz de ortaya çıkan halk görüntüsü var YENİ Parti ile birlikte.) Mani olamadıkları o görüntü zaten bütün hesaplarını bozdu bunların. Sonuçta adaysızlaştırılan, kurumsuzlaştırılan ve lidersizleştirilmeye çalışılan muhalefetin sesi kısılmaya çalışılmaktadır. Halk TV’ye yapılan iş muhalefetin sesini kısmaktır ve gelecek seçimlere giderken kendilerini rahatsız eden bir yayın mecrasından kurtulma çabasıdır. Bunların hiçbirisi bugün içinde bulunduğumuz organize kötülükten ayrı değildir. Hepsi planlı – programlı, Recep Tayyip Erdoğan’ın saray düzeninin kurduğu, bu ülkenin başına örmeye çalıştığı çoraptır. Mesele; otokrasi mi, demokrasi mi? Mesele; seçimle mi ülkenin başına gelinecek, seçimle gelinse bile gitmemeye karar verildiğinde burada kalınabilecek mi? Odur. Tartışma İmamoğlu’yla Erdoğan, Özgür Özel’le Erdoğan, YENİ Parti ile AK Parti arasında değil; esasen Erdoğan ile millet arasındadır. ‘Ben seçimle geldim ama gitmeyeceğim’ diyene ‘Gideceksin’ diyen millete had bildiriyorlar. Cumhurbaşkanı adayını içeri atıyorlar, partisini elinden alıyorlar, partinin Genel Başkanı’na saldırıyorlar, il başkanlarına saldırıyorlar. Ama millet Atatürk’ün emaneti Cumhuriyet’in en önemli kazanımı sandığı kimseye vermeyecektir. Sandığa uzanan elleri önce ittirecektir. Hala uzatıyorsa kıracaktır. Önüne katacaktır. Ama o sandığı kimseye bırakmayacaktır. Benim inancım, kararlılığım budur. Bütün milletimizi cesaretle ve sabırla bu işin üzerine gitmeye, asla teslim olmamaya, asla yılgınlığa kapılmamaya, morali bozmamaya davet ediyorum. Her şeye rağmen moralimiz en üst noktada. Her şeye rağmen mücadele azmimiz en üst noktada. Her şeye rağmen büyük bir kararlılıkla direniyoruz. Çünkü savunduğumuz şey; Cumhuriyet’in ta kendisidir. Barrack’a; Trump’ın Barrack’ına onun istediği gibi merhametli bir monarşiye dönüştürmeye çalışırken buraları, biz antiemperyalist Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün emanetine dört elle sarılarak bu ülkelerde sandığı da demokrasiyi de Cumhuriyeti de kurtaracağız. Ne Trump’a ne Barrack’a ne Erdoğan’a teslim edebileceğimiz bir Cumhuriyetimiz, feda edebileceğimiz bir sandığımız yoktur. Biz başaracağız. Bütün kötülüklere rağmen eninde sonunda millet kazanacak, halk kazanacak. Halkın sayesinde hep birlikte kurtulacağız. (Bir dahaki programda belki de memleket bir seçim sathına girmiş olur?) Bekliyoruz. Sabırsızlıkla bekliyoruz. Dünden hazırız, bugünden razıyız. Sandık geldiği takdirde millet kararı verecektir, bu işi bitirecektir.”

YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel, İBB Davası duruşması girişinde, basın mensuplarının sorularını yanıtladı. (Fotoğraf: Hüseyin Talu)YENİ Parti Genel Başkanı Özgür Özel: “Topyekün İddia Makamı Çökmüştür, Ekrem İmamoğlu’nun Savunması Tarihe Geçecektir” Read more

Kaynak: www.ozgurozel.org